C4 Robot(İstanbuL’da Oynanan Oyunun İnceLemesi+ResimLeri)

Oyun 7 Yorumlar »

İnceleme:

Araçtan robota, reklamdan oyuna dönüşmek!

Transformers, birçok kişiyi etkilemiş kült bir çizgi filmdi. Hatta bazılarına robota dönüşebilen bir araba sahibi olma hayaline bile kaptırmıştı. Çocukluğumuzun bu kahramanları akıllara kazındı. Herhangi bir araçtan robota dönüşme olayı, Transformers’lar dışında birçok projede de kullanıldı. Hatırlanacağı üzere Citroën’nin yeni C4 modeli arabası görücüye çıktığı zaman, bir süre reklamı da televizyonlarda boy göstermişti. İlgi çekici reklamda C4, efsane çizgi film Transformers’lar gibi arabadan robota dönüşebiliyordu. Tabii ki bu ilginç kurgu beğenildi, hatta ödül bile kazandı. Aradan geçen zaman içinde bu olay reklam olmaktan çıktı ve C4 oyun olarak PC’lere konuk olmaya hazırlanıyor.

Optimus Prime
Mevlüt Dinç idaresindeki yapım, online tabanlı ve yarış türünde. Ayrıca tamamen yerli çalışma yapılarak geliştirildi. Oyunun ilgi çekici yanı hiç şüphesiz ki, reklamda gördüğümüz robota dönüşen C4 olacak. Yapımdaki amacımız; ister araç ister robot olarak belli olan parkuru, en kısa zamanda parkuru bitirip, en iyi skoru yapmaktan geçecek. Böylece yaptığımız skorla diğer yarışmacıları geçip, listede üst sıralara tırmanabileceğiz. Özellikle parkuru zaman içinde daha fazla tanıdıkça, bu bize daha iyi skorlar olarak geri dönecek. Hayalet araba sayesinde her yeni yarışta bir önceki turda ne yaptığımızı ve parkuru bitirme süresini görme imkanı yer alacak.

C4 robot oyununun diğer ilginç noktasını ise yarışılan parkur oluşturuyor. Gerçek yerlerde C4’ü kullanma imkanına sahip olacağız. Boğaziçi Köprüsü’nden başlayan parkur, Beylerbeyi ve Marmaray’ı takip ederek gene Boğaziçi Köprüsü’nde sonlanacak. Çevre detayı gerçek plan ve görsellerden oyun içine taşınmış. Boğaziçi Köprüsü, birebir şekilde yapımdaki yerini alıyor. 2011’de bitecek olan Marmaray da, ekip tarafından tamamlanıp, C4 Robot oyununa aktarılmış.

Basit ve zevkli
Yapımdaki kontroller son derece basit ve sadece olacak. Sadece yön tuşlarını kullanarak C4’ü idare edeceğiz. S ve D’ye basarak ister robot veya istersek araba arasında dönüşümü kolayca yapacağız. Gösterilen ekran görüntülerinden de oyunun görselliğinin yeterli olabileceği söylenebilir. Yapım için fena olmayan bir grafik sunumu duruyor.

Sonuç olarak reklamda gördüğümüz C4’ü kontrol edip, yarışmak eğlenceli vakit geçireceğine benziyor. Yapılan skorla listede yükselmek, yarışırken istenildiğinde robot veya arabaya dönüşmek zevkli olacak gibi. En güzel kısım Boğaziçi Köprüsü, Beylerbeyi ve Marmaray’ın oluşturduğu parkurda yarışılacak olması. C4 Robot oyunu www.c4robot.com sitesinden yakın bir zamanda indirilmeye sunulacak.

Dipnot:
C4 Robot oyunu dünyaca ünlü oyun yazarı Mevlüt Dinç’in önderliğinde Yasin ve Yakup Demirden kardeşler tarafından geliştirildi. Yasin ve Yakup aynı zamanda hem Türkiye’de hem yurtdışında başarıyla pazarlanan Kabus 22 oyunun da geliştiricileri. Mevlüt Dinç, 15 yıl İngiltere’de edindiği başarılı birikimi ile bir çok ödül almış, Enduro Racer, Last Ninja2, First Samurai ve Street Racer gibi ünlü oyunlara imza atmıştır. Dinç, Sobee firmasıyla Tükiye’nin ilk MMRPG oyunu İstanbul Kıyamet Vakti ve en son olarak da dünyada bir ilke imza atan I Can Football oyunlarını oyunseverlere sunmuştur.

ResimLer:




Rainbow Six: Vegas 2 (PC)

Oyun Yorum Yok »

Vegas’a son operasyon
Rainbow Six Lockdown’da yapımcılar, başarısız bir işe imza attıklarını biliyorlardı. Düşük yapay zeka, vasat oynanış gibi başlıca unsurlar ilk göze çarpanlardı. Güzel grafiklerinin olmasının haricinde, karakter tasarımlarının detaysız ve birbirine benzer olması ve benzeri irili ufaklı unsurlar sonucu, Rainbow Six serisine yakışmayacak bir oyun olarak yerini aldı. Lockdown aslında ilk oyun değil, ama konuya ondan başlamamın belki de haklı en büyük sebebi; Vegas’ın hazırlanmasına ön ayak olması. Başarısız bir üyeden sonra serinin tekrar ayağa kalkması gerekiyor ve bunun da köklü bir değişimle yapılabilme imkanı bulunuyordu. Riskler her zaman vardır, ama Ubisoft bu kez işi sıkı tuttu ve ilk iş olarak Red Storm tarafından geliştirilen oyunun yeni yapımcısını Ubisoft Montreal olarak belirledi. Firmanın bu kanadı, hazırladığı birbirinden başarılı oyunlarla ün salmış. Öyle ki Ubisoft’un en iyi stüdyosu. Daha önce Prince of Persia ve Splinter Cell gibi önemli yapımlara el atan Montreal, bu kez Rainbow Six Vegas’ı geliştirecek olması sebebiyle bir diğer önemli oyun olan Double Agent’i de Shangai stüdyosuna bırakmak zorunda kalmıştı. Bahsettiğim risk işte burası.

Yeni isim, daha tecrübeli bir geliştirme takımı ve yeni nesil bir grafik motoru benimsendikten sonra ortaya çıkan Vegas isimli oyun, belki de serinin en başarılı yapımı oldu. Yüksek satış rakamları ve puanlamalarla birlikte aldığı birçok ödül, yapımcıları yeni bir devam oyunu yapmak için ileriye teşvik etti. Duyuru yapıldı ve beklenen gün geldi. Teröristlerin saldırılarını önlemek için son kez Vegas’a dönüyoruz.

Sadece gerçek bir lider, yenilginin karanlık ormanlarına dalar ve zaferin ışığında ortaya çıkar!

Vegas 2′de, ilk oyunun hemen ardından meydana gelen olayları araştırmak ve gerekli müdahaleyi yapmakla sorumluyuz. Terörist güçler işgali altında olan şehirdeki mekanları bir bir temizlemeli, rehineleri kurtarmalı ve en önemlisi büyük çapta hazırlanan bombalı eylemleri durdurmalıyız. İlk oyundaki Vegas’ın renkli dünyasına nazaran, yeni oyunda daha çok arka sokaklarda, harabelerde ve eski fabrikalarda operasyonlarda bulunuyoruz. İlk görev itibariyle beş yıl öncesine dönüyor, Vegas’a daha sonra ayak basıyoruz. Bu kez yöneteceğiniz adam ne eski bir karakter, ne de takıma yeni katılmış bir acemi. Bu kez başrolde kendi hazırladığınız, tamamen size özgü bir karakter var.

İlk oyundan bir yıl sonra raflarda olan Vegas 2 için belki de en çok merak edilen soru, ne gibi değişimler getirebilir? Vegas 2′de bildiğimiz modlar mevcut. Toplamda 25 bölümden oluşan senaryo modu, 13 bölümden oluşan terörist avı modu, Co-op ve Multiplayer. Yapımcılar ellerindeki oyunda köklü bir değişikliğe gitmemiş, aksine eksik yönleri tamamlayarak ve yeni eklenen özelliklerle ortaya daha da iyi bir iş çıkarmışlar. İlk etapta oyun boyunca yöneteceğimiz karakter için bir tasarım ekranı bulunuyor. Giysiler, gözlük, saç kesimi, yüz şekli ve daha fazlasını bu ekranda düzenleyebiliyoruz.

Kİng Kong İnceleme

Oyun Yorum Yok »

Fantastik romanların en önemlilerinden biri olarak gösterilen Yüzüklerin Efendisi serisini sinema perdesine taşıyarak çok büyük bir başarı yakalayan Oscar ödüllü yönetmen Peter Jackson, King Kong’u önümüzdeki ay içinde beyazperde’ye bir kez daha uyarlıyor. Jackson, çocukluk dönemlerinde izlediği ve yönetmenliğe başlamasının nedeni olarak gösterdiği dev goril King Kong’u hazırlarken bir de oyunun yapılmasına karar vermiş.

Tıpkı Yüzüklerin Efendisi serisinde olduğu gibi filmin gösterime girmesine kısa süre kala hem filme olan ilgiyi biraz daha arttırmak, hem de meraktan tırnaklarını kemirme noktasına gelmiş King Kong hayranlarına film hakkında önemli ipuçları vermek için PC ve tüm oyun konsollarına filmin resmi oyunu hazırlanmış. Daha evvel film oyunları için Electronic Arts ile çalışan ve bilgisayar oyunları ile yakından ilgili olduğunu söyleyen Peter Jackson, Beyond Good & Evil oyunu ile büyük ilgi duyduğu Ubisoft ile çalışmayı özellikle istemiş. Ubisoft da bu isteği elbette reddetmeyerek biz oyun severlere sadece basit bir film oyunundan çok daha fazlasını sunmak için elinden geleni yapmış.

Lanetli adada film çekmek

King Kong hakkında bilgisi olmayanlar için hikayeyi kısaca anlatmak gerekirse; iflasın eşiğine gelmiş film yapımcısı ve yönetmen Carl Denham, hayatının filmini çekerek kendini düştüğü çıkmazdan kurtarmak istemektedir. Can dostu senaryo yazarı Jack Driscoll (oyunda yöneteceğimiz karakter) ile birlikte hayatlarının filmini çekmek için kaybedecek hiçbir şeyi olmayan oyunculardan oluşan bir film kadrosu oluşturarak, içinde ne olduğunu bilmedikleri bir adaya film çekmeye giderler.

Ulaştıkları ada devasa boyutlarda duvarlarla çevrilidir ve bu korkunç olduğu kadar garip olan durum, çılgın yönetmen Carl Denham için müthiş bir çekim alanıdır ve gördüğü her ilginç cismi filme çekmeye başlar. Aslında adanın lanetli pek çok yaratık ile dolu olduğunu anladıklarında artık çok geçtir. Hayatlarını kurtarmak için mücadeleye girişen grubun aksine yönetmen Carl Denham gördüğü her şeyi filme çekmektedir ve olanları bir türlü ciddiye almamaktadır. Karşılaştıkları tüm yaratıkların bir şekilde alt etmeyi başaran grup, sonunda hikayenin baş kahramanı olan devasa goril King Kong ile karşılaşırlar. Kong, filmin başrolündeki bayan Ann Darrow’u kaçırır. Grup artık hem Ann’i kurtarmaya, hem de hayatta kalmaya çalışmaktadırlar. Carl Denham ise hayatının filmini çekmeye…

İki farklı tür bir arada

Peter Jackson’ın yeniden sinema perdesine taşıdığı filmin hikayesine birebir paralel ilerleyen oyunumuz temelde iki farklı türü içinde barındırıyor. Korkusuz senarist Jack Driscoll’u kontrol ettiğimiz bölümler First Person Shooter, King Kong’u yöneteceğimiz bölümler ise Third Person Action olarak tasarlanmış. Oyunun genel yapısı oldukça atmosferik ve tıpkı sinema filmi tadında ilerleyen sahnelerden oluşmakta. FPS olarak oynadığımız bölümler, türün diğer örnekleri gibi elinde silahı olan bir ölüm makinesi olmaktan ziyade, hayatta kalmaya çalışan ve kullandığı her kurşunun hesabını yapmak zorunda olan aciz bir insan olmaktan öteye gitmiyor. Oyunu daha atmosferik kılan da bu. Öte yandan King Kong’u yönettiğimiz bölümler ise kimi zaman Prince of Persia gibi platformdan platforma atlamak ve duvarlara tırmanmak aynı zamanda dev yaratıklara karşı da kas gücümüzü kullanmak üzerine kurulu. Kullandığımız iki karakterin en büyük farkı; biri hayatta kalmaya çalışırken, diğeri aşırı gücü sayesinde her şeye hükmetme noktasında.
Kurulumun ardından filmin fragmanı eşliğinde genel konuyu takip ediyor ve büyük bir fırtınanın ardından lanetli adaya giriş yapıyoruz. Oyunun başında uzun bir süre sadece Jack’i yönetiyoruz. Adanın derinliklerine inip King Kong ile karşılaşana kadar FPS türünde ilerleyeceğiz. Oyuna başladığımızda bilindik FPS oyunlarından çok farklı olgularla karşılaşıyoruz. Ekranımızda ne bir güç göstergesi, ne kurşun miktarı ne de silah var! Sadece Jack’in gözünden gördükleri ile ilerlemeye başlıyoruz. Biraz ilerledikten sonra ise yavaş yavaş yaratıklarla karşılaşmaya başladığımızda arkadaşımız bize bir silah uzatıyor. 6 adet kurşunu olan bu silahı boş yere kullanmak ise kızgın çölde bir matara suyu döke saça içmeye benziyor. Kurşunların her biri altın niteliğinde ve mümkün olduğunca az harcamaya gayret gösteriyorsunuz.

Alternatif silahlar

FPS olarak ilerleyen bölümlerde her kurşun altın niteliğinde olunca alternatif silahlar bulmamız gerekiyor. Eğer çevreye dikkatli bakarsak sürekli kemik parçaları ya da yere saplanmış mızraklar görüyoruz. Bu mızrakları kullanarak genelde orta sınıf bir yaratığı tek seferde öldürmemiz mümkün ve genelde sadece silah olarak bu mızrakları kullanıyoruz diyebilirim. Her mızrak atıldıktan sonra kısa bir süre bulunduğu yerde kalıyor ve tekrar alıp kullanabiliyoruz. Ancak mızrağı atmak yerine düşmana vurmayı tercih edersek birkaç vuruştan sonra kırılıyorlar. Mızrakların bir yanı ise eğer bir ateş kaynağı bulabilirsek uçlarını yakarak hem düşmana fazla zarar verebiliyoruz hem de çevrede bulunan çalı çırpıyı yakabiliyoruz. Eğer çalılar arasında yaratıklar varsa tek seferde birkaçını kızartmış oluyoruz. Bazen ise ulaşmamız gereken bir cisim bu çalıların ardında oluyor ve ulaşmak için mutlaka yakmamız gerekiyor.

King Kong oyununun FPS modundaki savaş sistemi ise normal FPS’lerden daha farklı. Elimizdeki silahı kullanmak için öncelikle boşluk tuşuna basarak kullanılabilir hale getiriyoruz ve ardından mouse’un sol tuşuna basarak silahı ateşliyoruz. Baştan garip gelen bu kontrol sistemine alışmak biraz zaman alıyor. Kurşunun oldukça değerli olduğu söylediğim oyunda en çok kullanacağımız silah olan mızrağı ise küçük yaratıklara salladığımızda onları oldukları yere sabitleyebiliyoruz. Mesela ilk bölümlerde sık sık karşılaşacağımız dev kırkayaklar genelde iki vuruşta ölüyorlar ve bunları önce bir mızrak atıp yere saplarsak ikinci atışımızı yerinde sabit duran kaçamayan bir hedefe attığımız için iş kolaylaşıyor.

Macera boyunca, oyunun geçtiği yıllara ait olan ve Birinci Dünya Savaşı oyunlarından tanıyacağımız silahları kullanıyoruz. Haritalar içinde bu silahların bulunması saçma olacağından yapımcılar bunları, bize yardım etmek için uçaktan atılan sandıklar halinde sunuyorlar. Paraşüte bağlı sandıklar kimi zaman önümüze çıkarken kimi zaman ise ağaç dalına takılı halde bulunuyorlar. Mutlaka o noktaya mızrak atıp ya da bir şekilde uzanıp sandığı aşağı düşürmemiz gerek. Aynı anda sadece bir ateşli silah bir de mızrak taşıyabildiğimiz için, tabanca, tüfek ve dürbünlü tüfek gibi silahlardan hangisini seçeceğimizi karşımıza çıkacak düşmanın türüne göre belirlememiz gerekiyor.

Alternatif stratejiler

Düşman sayısı arttığı zaman bu sefer besin zinciri imdadımıza yetişiyor. Nasıl mı? Oyunumuzun geçtiği evrende tüm yaratıklar mutlaka birbirlerini yiyorlar. Eğer önünüzde 3 adet dinozor var ise ve elinizde sadece bir mızrak varsa; hemen gökte uçan kuşu mızrağınızla vurabilir ve yere düştüğünde o üç dinozorun kuşu yediğini görebilirsiniz. Bu durumda ise bize sadece çıkış yoluna kaçmak kalıyor. Çünkü oyunumuz kesinlikle diğer FPS’ler gibi düşmanları öldürmek üzerine kurlu değil sadece hayatta kalmaya çalışıyoruz.
Yol boyunca yapacaklarımız ise genelde aynı. Ulaşmak istediğimiz noktaya doğru açılan kapılar hep iki adet kol ile idare ediliyor. Yan yana duran iki direğin ucundaki kolları aynı anda iki kişinin 360 derece döndürmesi gerekiyor ve oyunda defalarca karşılaşacağımız bulmaca olan; eksik kolu etrafta ara ile hep dönüp dolaşıyoruz. Mutlaka yakılması gereken bir çalının ardında ya da yaratıklarla dolu bir mekanda bulunan bu “kapı kolları” en büyük bulmacamız oluyor. Genelde birden fazla düşmanı öldürmek için çalıları yakıyor ya da uzak bir noktaya küçük bir hayvanı atıp düşmanlarımız o hayvanı yerlerken biz de kendimize lazım olan kolu alıp bir an evvel ortadan kayboluyoruz.

Yaratıklara karşı iki şans

Karşımıza çıkacak olan ve öldürmek için çok ama çok uğraşmamız gereken dev yaratıklar ise FPS bölümlerinin en heyecanlı anları oluyor. Mesela oyunun demosunda da bulunan T-Rex’den kaçma bölümü, gerçek oyunda biraz daha uzun sürüyor ve gerçekten inanılmaz derece heyecanlı anlar yaşıyorsunuz. Elinizdeki hiçbir silah bu büyük yaratıklara işlemiyor, sadece onların ilgisini başka yöne çekmeye ve kaçmaya çalışıyorsunuz.

Macera boyunca karşılaşacağımız yaratıklar bizi iki hamlede öldürüyorlar. İlk darbeyi aldığımızda ekran kızıl bir renge bürünüyor, sesler yok oluyor ve uzaklardan bir müzik duymaya başlıyoruz. Tamamıyla kendimiz kaybettiğimiz bu anlarda eğer bir şekilde tehlikeden uzaklaşabilir ve biraz sakin durabilirsek tekrar eski halimize geliyoruz. Yaralı halde iken bir sinek tarafından bile ısırılsak maceraya veda ediyoruz.

Konsollarla birlikte PC’ye hazırlanan oyun basit bir kayıt sistemi kullanıyor. Sürekli checkpoint’lerde kendini kaydeden oyun, genellikle büyük çatışmaların hemen öncesinde bilgileri hafızaya alıyor ve öldükten sonra tekrar başladığımız yer fazla uzak olmuyor.

Prince of Kong

Maceranın büyük kısmını FPS olarak oynayacağımızdan ayrıntıları o tarafa vermiş olsam da oyunun Kong olarak oynadığımız bölümler ise çok daha zevkli. Diğer tarafta hayatta kalmaya çalışırken Kong ile oynarken adeta dünyaya meydan okuyorsunuz. Kong ile oynadığımız bölümler nedense bana yine bir Ubisoft oyunu olan Prince of Persia’yı anımsattı. Duvarlarda yürümek, ağaç dallarından sallanıp platformlara atlamak ve düşmanlarla yakın dövüş yaparken kombolar uygulamak gibi pek çok aksiyon öğesi var Kong bölümlerinde. Kong ile oynarken bulmaca çözmekten ve kaçmaktan çok sürekli düşman pataklıyoruz.

Kontroller tipik bir aksiyon oyunundan farklı olmadığı gibi oldukça da rahat. Kong’u yönetirken, sol tuş ile düşmana vuruyor, boşluk tuşu ile sağa sola kayıyor, sağ tuş ile de düşmanı yakalıyoruz. Genelde düşmanlar birkaç tokat yedikten sonra yakalanıp, bitirici vuruş alarak ölüyorlar. Kong ile oynarken tıpkı diğer bölümde de olduğu gibi güç göstergesi yok ve gorilin üzerindeki çiziklerden ne kadar hasar aldığını anlıyoruz. Son olarak Kong’un en güzel özelliği ise düşmana daha güçlü vuruş yapmak için göğsüne vurarak konsantre olması ve çok daha sinirlenip düşmanını korkutuyor olması. Bunun için ise dövüşmüyorken mouse’un tekerleğini çeviriyoruz ve Kong bağırarak göğsünü yumrukluyor.
Görsellik bir başka güzel

King Kong’un görsel yönü oldukça kuvvetli. Özellikle oyunun atmosferini oluşturan sis, sürekli yağışlı olan hava ve puslu olan gökyüzü insanı havaya sokuyor. Ana karakterler ve King Kong oldukça güzel modellenmiş. Kong’un dövüş sahnelerini yaşarken adeta film izliyormuşuz gibi kaliteli görüntülerle karşılaşıyoruz. Ancak aynı şeyi düşman yaratıklar için söylemek mümkün değil. Kimi düşmanlar yeterince detaylı yapılmadıklarından ana karakterlerin yanında sırıtıyorlar.

Bir oyunun atmosferini oluşturan en önemli öğe hiç şüphe yok ki sesler ve müzikler. King Kong oyununda filmden alındığına inandığım ve hepsi orkestral olan müziklerin her biri, bir diğerinden daha güzel. Dahası ise ses efektleri adeta insanı o adada olduğuna inandırıyor. Karakterimiz fazla koştuğunda nefes nefese kalması, darbe aldığında tüm seslerin buğulaşması ve derinden çalan huzur veren müziğin etkisi tarif edilemeyecek kadar güzel.

King Kong’un grafiklerinin temelde çok başarılı olmasına ve DirectX9.0’ın tüm nimetlerinden yararlanıyor olmasına rağmen tam bir sistem canavarı olduğunu söylemek zorundayım. AMD 2500+, 1GB RAM ve Nvidia FX 5600 ile test ettiğim sistemde oyunun takılmaması için en düşük ayarlarda oynamak zorunda kaldım. Kısacası oyunu doğru dürüst oynamak için kesinlikle, 2.5 GB işlemciye, 512 MB RAM’e ve DirectX9.0 destekleyen orta sınıfın üzerinde bir ekran kartına ihtiyaç var. Evet, oyun daha düşük sistemlerde çalışıp açılıyor ancak düşük ekran yenileme hızı ile ne kadar oynanabilir orası ayrı konu.

Sonuç olarak sinema filminden birebir uyarlanmış olan King Kong, diğer tüm resmi film oyunlarının ötesine geçiyor. Çünkü diğer tüm film oyunları belli bir oyun türüne uyarlanmış olurlar. Oysa ki King Kong adeta yeni bir tür yaratırcasına hem iki farklı oyunu içinde barındırıyor hem de gerek FPS bölümleri olsun gerekse Kong’un bölümleri olsun benzer oyunlardan daha farklı öğeler içeriyor. Oyunun tek kötü yanı kendini fazla tekrar ediyor olması. Eğer aksiyon türünde farklılık arıyorsanız, sizin için öldürmekten çok sağ kalma çabası daha ağır basıyorsa, üstüne üstlük bir de King Kong konseptine ilginiz varsa kesinlikle bu heyecanı kaçırmayın.

UEFA EURO 2008(Demo İnceLeme)

Oyun Yorum Yok »

Kupayı kaldırmak sandığınızdan daha kolay!

İki yılda bir turnuva oyunlarına yenisini ekleyen EA firması, 2008 yılında, içerisinde Türkiye’nin de bulunduğu UEFA EURO 2008’i satışa sunuyor. Nisan ayı içerisinde raflarda yer alacak olan oyunun önce demosu yayınlandı. PlayStation 3 ve Xbox 360’da yeni nesil görsellerle satışa sunulan FIFA’nın ardından UEFA EURO 2008 de, konsollarda bir hayli etkileyici görselleriyle dikkat çekiyor. Fakat demo incelemesini yaptığımız oyun, yani UEFA EURO 2008’in PC versiyonu için güzel sözler sarf etmek çok güç.

Demoda sadece iki takıma yer veren EA, 16 takım arasından sadece Fransa ve Almanya ile oynamaya izin veriyor. Tek devre olarak oynanan maçı ilk açtığınızda, grafiksel olarak büyük bir hüsran yaşamanız olası. Zira grafik ayarları hemen takım seçme ekranının altında yer alıyor. Eğer FIFA 08’i yeni nesil konsollarda da oynadıysanız, UEFA EURO 2008’de grafikleri ne kadar artırırsanız artırın, görsellerin konsollardaki seviyeye gelemediğini göreceksiniz. Bu yıl EA’nin FIFA’daki grafik politikası, PC üzerinde halen devam ediyor. Zira yalnızca X360 ve PS3’te yeni nesil görsellere yer verilen oyun, PC’dekinden bir hayli farklı. Hem de bu fark sadece görsellerle sınırlı değil, animasyonların düzenlenmesiyle beraber oynanış da bir hayli değişmiş ve eskiye nazaran daha gerçekçi olmuş. Buna karşın PC’de halen eski görsellerle geliştirilen seri, günden güne rakiplerinin arayı açmasına mani olamıyor.

Sanki geçmişe yolculuk

UEFA EURO 2008’in demosunda oynanış, eski Arcade futbol oyunlarını andırıyor. Bunun sebebi, yeni nesil konsollarda FIFA’nın geldiği nokta ve Konami’nin futbol oyunu olan Pro Evolution Soccer’ın başarılı grafik ve oynanışı birleştirmesi. Rakipleri bir hayli arayı açarken, EA’nin oyunu PC’de bir önceki çağı yaşamaya ve maalesef yaşatmaya devam ediyor. Zaten futbolcular sahaya çıktığında bir fark olduğunu anlamak zor değil. İlginçtir ki, yeşil saha ufak görünüyor. Başlama çizgisinde olan futbolcular ve sahanın güneş alan taraflarındaki gölgeler ise günümüzde grafiklerin geldiği noktanın çok gerisinde.

Pas vermek veya şut çekmek için doğru zamanda tuşa basmazsanız, topu kaptırmanız olası. Zira futbolcunun bir önceki animasyonu tamamlanmadığı için istediğiniz hamleyi yapamıyor, bu yüzden önceden hamlenizi düşünüp, tuşa öyle basmalısınız. Arcade’i andıran oynanış, futbolcuların çok fazla ezbere hareketler yapmasına neden oluyor ve demoyu oynadıkça şöyle bir izlenime sahip oluyorsunuz: Sanki bir pozisyonu 10 defa üst üste tekrarladığınızda hep aynı enstantaneyle karşılaşacaksınız. Yani oyun sizi şaşırtacak bir şey yapmıyor. Topla giderken aniden ters tarafa doğru döndüğünüzde, sporcunun fiziksel açıdan etkilenmediğini görüyorsunuz. Halbuki ani bir dönüşte, dengesinin biraz da olsa bozulması gerekmez mi?

Yapımın bir hayli hayal kırıklığı gibi görünmesinin atmosferle de alakası bulunuyor. PC için grafikler zaten yetersiz, hatta tek kelimeyle kötü! Demoda spikerin de olmayışı, monitörün karşısındaki kullanıcıyı bir hayli etkiliyor çünkü duyduğumuz sesler topa vuruş sesleri ve dikkat çekmeyen tribün seslerinden ibaret. Yakın zamanda satışa sunulacak olan UEFA EURO 2008’i, en azından PC kullanıcıları büyük beklentiyle beklememeli, zira demo ne ile karşılaşacağımızı aşağı yukarı belli ediyor. Yeni nesil konsollarda ise oyunun akıbeti bambaşka olabilir.

mortal combat armageddon

Oyun Yorum Yok »

Gelmiş geçmiş en iyi, en kanlı, en vahşi, ev popüler ve hatta en eğlenceli oyunu Mortal Kombat’tır dersem bir çok kişi ana katılacaktır eminim ki. Böylesine güzel bir oyunun şimdiki nesil platformlar için sonu geldi maalesef Mortal Kombat Armageddon’dan bahsediyorum. Serinin son oyunu ve kimilerine göre muhteşem, kimilerine göre ticari, kimilerine göre de bir başarısızlık oyunu. Gelin oyunda neler olduğuna birlikte bakalım ve kendiniz karar verin.

Son Mortal Kombat oyununun üzerinden iki yıl gibi bir süre geçti. Fakat Midway çalışanları (daha doğru bir tabirle Mortal Kombat yapımcıları) bu iki yıllık sürede ne yaptılar nasıl çalıştılar bilemiyorum. Eski oyunlar ile birçok benzer yönü bulunan Mortal Kombat Armageddon’da bazı ufak eklemelerin dışında oynanılış da tamamen serinin önceki oyunları ile aynı özellikte.

Yeni Özellikler

Kombo sistemi biraz daha zorlaştırılmış. Artık Deception’da gördüğümüz uzun komboları unutun. Hem zor hem daha kısa olan kombolar, oyunun daha gerçekçi yapılmaya çalışıldığını gösteriyor bizlere. Kombo sistemindeki bu minik değişiklikten başka bir diğer ek özellikte, (ki bence müthiş olmuş) oyunu havaya taşıyor olabilmemiz. Demek istediğim artık rakibi havaya uçurduğumuz o meşhur aparkatlardan sonra, yukarı zıplayabiliyor ve düşmana havada da kombo çekmeye devam edebiliyoruz. İki boyutlu dövüş sisteminden kalmış olan bu yeni özellik biraz nostalji yaşatsa da oldukça güzel düşünülmüş bir özellik. Sadece havada değil, yerde de rakibinize vurabiliyorsunuz. Yani yere düştüğünüzde üzerinize çullanan düşmana yerden kakmadan bir tekme savurabiliyorsunuz.

Yeni özelliklerine rağmen arcade salonlarından alışık olduğumuz Mortal Kombat’ın yerini tutmayı başaramıyor Armageddon. Öyle ki, her karakterin sadece bir dövüş sistemi var. Tabii birde her karakterin kendisine özgü silahı ve bu silahla yaptığı bir dövüş sitili var. Dövüş sistemini ise, serinin önceki oyunlardakinin hemen hemen aynısı. Bir eksi puan olarak da bunu ekleyebiliriz. Fakat hepsinden de kötüsü , Mortal Kombat’ı bu kadar sevdiren ve bu kadar popüler kılan –bana göre- en büyük sebep olan FATALITY sisteminin bu oyunda tamamen değiştirilmiş olması.

Fatality Sistemi… Tam bir Rezalet

1’den 10’a kadar seviyelendirilmiş fatality sistemi, yeni bir deneme galiba. Umarım yeni nesil MK oyunlarında eskiye dönerler çünkü her karakterin aynı tür fatality’leri yapması (her ne kadar göz dolduran ve vahşi olsa da) bir yerden sonra sıkıntı verebiliyor. Tüm karakterlerde aynı tuş kombinasyonları işe yarıyor ve hepsi aynı hareketleri aynı tarzda sergiliyor. Bu anlamda caanım fatality’leri iple arıyoruz.

Fatality sistemi tamamen bir yenilik olduğu için biraz daha değinmek istiyorum bu konuya. Öncelikle eskiden olduğu gibi zorlu fatalityler yok. İleri ileri X, ileri ileri Y tuşları gibi basit kombinasyonlar ile fatality’lere başlıyoruz. Başlıyoruz dedim çünkü 1’den 10’a kadar yolu var fatality’lerin. Yaptığınız her fatality’nin bir seviyesi var ve size ekstra koin kazandırıyor. Fatality yapabilmek için belirli bir süreniz var ve seviyeniz arttıkça bu süre oldukça kısalıyor. Yani 10. seviye bir fatality’yi yapabilmek için elinizi çok çabuk tutmalısınız. Ve fatality’nizi bitirebilmek için ölümcül bir hareket yapmalısınız. Demek istediğim çeşitli hareketlerde kol – bacak kopuyor yada iç organlarınızdan bir yada birkaç tanesi dışarıya çıkıyor. Ancak bunlar ölümcül vuruşlar içine girmiyor. Ya boyun kırmalı, ya kafa kopartmalı yada rakibin gövdesini parçalamalısınız. Ancak o sayede fatality yapmış oluyor ve ekstra puan kazanabiliyorsunuz. İşte seviyelerine göre fatality isimleri.

Level 1 - Fatality
Level 2 - Deadly Fatality
Level 3 - Killer Fatality
Level 4 - Bloody Fatality
Level 5 - Mortal Fatality
Level 6 - Brutal Fatality
Level 7 - Evil Fatality
Level 8 - Vicious Fatality
Level 9 - Savage Fatality
Level 10 - Extreme Fatality

Oyunda 10 seviye fatality bulunması, sadece 10 farklı fatality göreceğimiz anlamına gelmiyor. Her seviye için iki yada üç farklı fatality bulunuyor (ki bazılarında daha fazla) Bunlara birde rakibi döndürüp arkadan yaptığınız fatality’ler, kol mesafesinde durarak yaptığınız fatality’ler… gibi şeyler de eklenince bir ton fatality görme imkanınız oluyor fakat bana sorarsanız eski fatality sistemini çok arayacağız.

Oyunun iyi yönlerinden bir tanesi de, oyun alanlarının dizaynı. Grafiksel anlamda da üstün olan oyun alanları mükemmel stage fatality’ler ile donatılmış ve bizlere sunulmuş. Her oyun alanında en az 2 yada 3 tane stage fatality yapma imkanınız var. Aynı zamanda oyun alanı içerisinde yer değişimi yapabiliyorsunuz. Yani rakibi bir alandan diğerine fırlatabiliyorsunuz ve geçiş efektleri de görülmeye değer. Bununla da kalmayıp o kadar çok bölüm eklenmiş ki oyuna, her defasında başka bir arena da dövüşmeniz mümkün kılınmış.

Motor Kombat

Mortal Kombat denilince kan, vahşet ve savaş gelir hemen aklımıza. Belki de bu önyargıyı kaldırmak için Deception’da eklenen puzzle kombat ve chess kombat yerini motor kombat’a bırakıyor. Motor kombat Nintendo konsollarında görmeye alışkın olduğumuz kart racing oyunlarına taş çıkartıyor. Motor kombat’taki her karakterin kendisine özgü yetenekleri var ve bunları yarış içerisinde kullanabiliyoruz. Örneğin Scorpion kancasını kullanıyor, Raiden elektrik gücüne başvuruyor. Amacınız yarışı birinci bitirmek. Her nasıl olursa olsun !

Konquest modda bulduğunuz taşlar ile yeni karakterler, yeni yarış alanları ve yeni müzikler açılıyor. Yarış alanı üzerinde bulunan simgelerin üzerinden geçtiğinizde süper hareketler yapıyorsunuz. Örneğin yeşil dragon simgesinin üzerinden geçerseniz belirli bir süre şimşek gibi hızlanıyorsunuz yada sarı yıldız üzerinden geçince yeteneklerinizi konuşturuyorsunuz.

Oyun İçinde Oyun

Konquest modu demişken bundan bahsetmeden geçemedim. Oyunun en güzel yönlerinden bir tanesi Konquest modu. Deception’daki konquest moddan tamamıyla farklı. Biraz Shaolin Monks’dan biraz Deception’dan bir şeyler alınmış fakat başlı başına bir oyun olmuş konquest modu. Tek kusuru çok kısa oluşu. (istemeden de olsa tek oturuşta oyunu bitiriverdim)

Konquest modun kendisine özgü hikayesi, oynanılışı, karakterleri ve ilerleyişi var. Üçüncü tekil şahıstan oynadığımız oyunda Taven isminde yeni bir karakteri yönetiyoruz. Hiç anlamadığımız bir görev verilmiş bize ve oyunda ilerleyerek görevimizi tamamlamaya çalışıyoruz. Bu sırada kötü kalpli kardeşimiz, Daegon’da aynı görevi üstlenmiş durumda. Blaze’i alt ederek tüm boyutlara barışı getirmek temel amacımız. Konquest modunda ilerledikçe oyunun konusunu daha iyi anlayacaksınız. Zaten konquest modunun bittiği yerde Armageddon başlıyor. (hikayeyi iyi bağlamışlar)

Konquest mod daha önceki oyunlardakine göre daha zor yapılmış. Karşımıza sayısız düşman geldiği gibi, bazen kar canavarları ile, bazen taştan heykellerle, bazen yanan kuru kafalar ile dövüşüyorsunuz. Bunların yanında sivrisinek gibi çoğalan minik düşmanlar canınızı çok sıkıyor. Çünkü bir yerden sonra karambole oynamaya başlıyorsunuz. Kimin kime vurduğu belli olmuyor anlayacağınız. Böyle minik düşmanların yanında boss dövüşleri de var tabii ki. Oyundaki 62 karakterden bir çoğu ile dövüşüyorsunuz konquest modu boyunca. Hemen hepsinin hikayede bir yeri ve bir konusu var. Bu sayede karakterler hakkında biraz bilgi de edinmiş oluyorsunuz.

Karakterler

Oyunun en can alıcı noktası, şu ana kadarki Mortal Kombat oyunlarında gördüğümüz hemen hemen tüm karakterlerin oyuna dahil edilmiş olması. Tam 62 karakterden bahsediyorum.

Frost, Drahmin, Onaga, Ashrah, Baraka, Blaze(Boss), Bo\’ Rai Cho, Chameleon, Cyrax, Dairou, Darrius, Ermac, Fujin, Goro, Havik, Hotaru, Hsu Hao, Jade, Jarek, Jax, Johnny Cage, Kabal, Kai, Kano, Kenshi, Kintaro, Kira, Kitana, Kobra, Kung Lao, Li Mei, Liu Kang, Mavado, Meat, Mileena, Mokap, Moloch, Motaro, Nightwolf, Nitara, Noob Saibot, Quan Chi, Raiden, Rain, Reiko, Reptile, Sareena, Scorpion, Sektor, Shang Tsung, Shao Kahn, Sheeva, Shinnok, Shujinko, Sindel, Smoke, Sonya, Stryker, Sub-Zero, Tanya, Daegon ve kardeşi Taven.

Her birisi için ayrı ayrı hazırlanmış oyun sonları, karakterlerin hikayelerinin nasıl bittiğini anlatıyor. Belki zaman yetersizliğinden, belki Mortal Kombat yapımcılarının üşengeçliğinden, bu müthiş oyunun finalinde çok sıradan ve basit hikayeler ile bitiyor oyun sonlar. Hepimiz beklerdik ki, sinematik oyun sonları ile her karakterin apayrı bir hikayesi olsun ve defalarca bu videoları izleyelim ( aynen Mortal Kombat 4 de olduğu gibi) Fakat oyun sonları ile de sınıfta kalıyor Mortal Kombat Armageddon.

Karakterinizi Yaratın

Oyuna şimdiye kadar yapılmış olan tüm Mortal Kombat karakterleri eklenmiş olsa bile (hemen hemen hepsi var) yapımcılar mükemmel bir olayı gerçekleştirmiş ve kendi karakterinizi yaratabilme olanağını oyuna eklemişler. Şimdiye kadar gördüğüm en detaylı karakter yaratma özelliklerini sunan Mortal Kombat Armageddon, fiziksel özelliklerinin yanında karakterinizin her hareketini, kombosunu, duruşunu, dövüş sitilini ve hatta fatality’sini bile biz oyuncuların hayal gücüne bırakıyor.

Hepsinden de iyisi yarattığınız bu karakter ile oyuna yeni eklenmiş olan Multiplayer (çoklu oyuncu desteği) modunda oynayabiliyor olmanız. Düşünsenize yeni bir karakter yaratarak dünyanın her yerindeki Mortal Kombat hayranları ile online olarak oynayabilirsiniz. Rakibiniz karakterinizi tanıyamıyor ve neler yapabileceğini önceden kestiremiyor. Zaten Mortal Kombat’ı online olarak oynama fikri hepimizi heyecanlandırıyor olsa da, birde kendi yarattığımız karakter ile oynayabilme özelliğini düşünemiyoruz bile.

Yazımın başında da belirttiğim gibi, şu anki sistemlere çıkacak olan son Mortal Kombat oyunu, uzun bir bekleyişten sonra görücüye çıktı. Belki hepimiz oyundan çok fazla şey bekledik ve bu bekleyişimizin karşılığını alamadık ne yazık ki. Yinede oyunda garip bir büyü var ve oynadıkça kendisini bizlere sevdirmeyi başarabiliyor.

Mortal Kombat hayranı olsanız da, olmasanız da alıp oynamanız gerektiğini düşündüğüm başarılı bir yapım Mortal Kombat Armageddon. Kendine “oyuncu” diyen herkesin arşivinde olması gerektiğine inanıyorum

Bol oyunlu günler dilerim…

© 2008 | Kemence53.Com

Kapat
E-posta ile paylaş